20080723

There you go!!


What kind of SP character are you?

20080722

New York Borsası

atmosferi....

hunter - dido

Coffeé please!

20080713

Sunday stuff..


Sunday - Molly Johnson

Gozlerimin karasinda kaybolan huzun,
Paul Celan'in olumsuz gunesinde Mario Lozi'nin golgedeki son temmuz sabahini adarken yalnizliga, 'yillardan herneyse' diyorum bir not duserek hafizama:
Donuk bakislarda mutlulugun hancerini kaldirma!
Sakin, saki, sa, s...

Yirmi sekiz senede bu kucucuk bedene neleri mi sigdirdim?
"yolun yarisina sigdirdigin senaryolarin satir aralari kadar aski!"
"Ask herseydir, hersey ask icindir" diyip geciyorum Balzac'i hatirlayarak:
Ask, gozlerle konusma sanatidir, kisiler arasi kolelesmedir..
Dedim ya, hersey ask icindi:
dolu dizgin delirten, suursuzlastiran,
kanitli isyaniydi koleligin,
keske diyorum; anlayabilseydin...
Simdi gorebiliyorum ancak yirmi sekizindeki kucucuk bedenimle,
Istanbul'un uzak bir yerinde..

Ve yeni bir Munih gecsinde, soruyorum yalnizliga:
Ilhan mi Cansever mi yoksa Sureyya miydi bende biraktigin tutkularina tanik olan?
Ve yeniden dillendiriyorum:
unuttum nasildi (y/h)uzun?
gulusun?
bakisin?
sesin?
siddetin?
nefretin?
peki ya ellerin?
Gece bir ortu oldu anilaradan,
kara gozlerimde kaldi son hali yelin son temmuz sabahinin,
yillardan herneyse...
Soyle(ye)medigim darmadanligimi alip gittin,
vucut bulan korkularimin unutul(a)mayan zerafeti Behramoglu dizelerinde:
Yasadiklarimdan ogrendigim bir sey var:
Yasadin mi yogunluguyla yasayacaksin bir seyi
Sevgilin bitkin kalmali opulmekten
Sen bitkin kalmalisin koklamaktan cicegi..
ve devam eder nuans kresendo ile forteye yukselerek:
Donebilsek bulur muyuz o gunleri?
Alkol almis, az uzgun: hey gidi sevdanin ilk anlari!

Ve pazar,
ve corak vahada ozlemi yudumluyorum; elinle ellere verdigin son temmuz sabahinda, yillardan herneyse..

Sevgilerimle..

20080709

Vicdan,

ilahi bir takiptir.

20080702

Affet,

rahat edersin...
Affedince ne olur?
Tum uzuntulerden, nefretten, onyargidan, darptan, kinden, kisaca kendini zehirledigin her ayrintidan kurtulursun....
Yani ne olur?
Noronlarinin zamanla farkettimeden yaptigi gibi; yanibasida kalan sadece guzellikler olur...

Son tahlilde, sen konuyu kapatmis ve yol almis olursun.. Dedik ya, rahat edersin!

Seneler sonra karsilastiginda, dusunursun:
'var ettigim cizginin ne kadar gerisindeymis meger!'..

Sonra acirsin... "Bu vicdan azabi O'na yeter" diyerek tekrarlarsin; "vicdan, en sadik takipcisidir yillarin.."
Sana soyluyorum:
Affet.. Affet ki gercekten bitsin...

Selam ve sevgilerimle...

Make it better!!

20080623

(K/M)utlama anları..

Pasosu olmadan yaşayamayan tipler vardır ya, işte ben de o klüp oyuncularındanım.

Ve alışılagelmiş görüntülerle, 6 ay önce biten okulunun mezuniyet töreninden kareleri cresendo randaradaaaaaannnnnnnnn forteeee efektiyle sunarım.
Giriş; solo

Gelişme; koro üyeleri soldan sağa: Sibel, Sedef, Simge, Squit, Tuba, Özge

Herkes nereye bakıyor yahu!!!:D

Sonuç; Solistler: Squit ve Simge


Kutlama; soldan sağa: babiş, hocahanım ve squit

Doktora mezuniyetine dermanım kalırsa daha anlı şanlı bir duyuru yapacağımı düşünür, selam ve sevgilerimi sunarım.

Somurtuk Squit..

20080614

Ne kıymeyli, ne güzel günlermiş... ne güzel.. ne g.. ne..n...

Beni tanıyan herkes, Türkiye'deki kariyerimin ilk günlerine öğretmenlikle başladığımı bilir; ki başlangıcın böyle olması, bizim ailede yetişmiş bir kız çocuğu için çok olağan dışı birşey değildir.
Bilseniz, ne çok şey sığdırdık öğretmenliğimin kocaman günlerine; kahkahalar, sevinçler ve kimi zaman hüzünler... Çocuklardan öğrendiklerim, onlara öğrettiklerim... Bir anda durup dururken söyledikleri basit bir cümleyle yaşamı, geçmişi, geleceği sorgulamam...

Nasıl unuturum okula geliş saatlerim teneffüse denk geldiğinde beni gören çocukların bahçe duvarından atlayıp "öğretmenim sağ yaparak gelin", "öğretmenim şimdi toplayın" diye park ettirdiklerini :))
İşte o cocuklar bu hafta mezun oldular ve güzel kızımın, Ayşe'min haber vermesiyle (ki hiç bırakmadı, ne öğretmenim hitabını ne de her MSN'de karşılaştığımızda "nasılsınız" demeyi) çocuklarımı seneler sonra bir arada son defa görebildim..
O kadar büyümüşler ki! inanamadım...
Oğullarımın boyu uzamış, sesleri kalınlaşmış, mutasyon davranış modelinin bir parçası olarak benim dans davetime "hayır" diyememelerine rağmen kız arkadaşlarının yanına utana sıkıla gitmelerini görmeliydiniz.
O günlerden unutamadığım binlerce anının içinden kendimce unutamadıklarımı sizlerle de paylaşmak isterim:
I. Seda'nın çığlığı (sınıfın en kısa boylu ve en bücürük kız çocuğuydu, ne yazık ki birazdan aktaracağım hadise gerçekleşene kadar çocuğumu farked(e)memiştim):
En ön sırada sürekli parmak kaldıran ancak benim en arka sıradaki "bunlar haylaz olmalılar önyargımla" sürekli Ayşe ve Ceren'e söz vermem neticesinde sınıfta "siz beni hiç görmüyorsunuz, halbuki ben bu derse sizin için çalışıp geldim, hep Ayşe-Ceren bıktım yaaaa" diye çığlık çığlığa bir bağırtının ardından ağlamaklı "ben zaten jinekolog olacağım" diye hıçkırarak kocaman masmavi gösleriyle bakan kızıma karşı nasıl davranmam gerektiğini kestiremediğimi sanıyorum ki tahmin edersiniz.
II. Dicle (yol arkadaşım, her sene öğretmenler gününde aramasıyla gözlerimin dolmasına neden olan kızım):
(Güzel Sanatlar Lisesi'ne girecekmiş, meslektaşım mı olacak ne???-bende meslek çok ama, ilk meslektaşlarımdan biri olmak istermiş, daha yeni öğrenebildim :)) hiç bir öğretmenler gününü atlamadan mutlaka aramasından nasıl mutlu olduğumu sanıyorum ki tahmin edebilirsiniz.
III. Cem (hiperaktif olduğunu ilk derslerin sonunda rehberlik hocasından öğrendikten sonra, konuşmasına kızmamam gerektiğini farkederek kendi kendimi bitirip tükettiğim oğlum)
Cem derste konuşunca en ön sıraya geçmesi istenir, Cem Tuana'yı konuşturmadığını iddia eder. Tuana: "Cem beni konuşturuyor" diyince arka sıraya sert bir bakış fırlatarak "sana yazık olacak" der... Cem sınıftan atılır ve akabinde rehberlik öğretmeninden "hiperaktif" olduğu öğrenilince "yazık olan" aslında Cem'in öğretmenidir.. Öğretmenin istifa dilekçesini verdiği gün Cem'le sıkı sıkı sarılırlar.. Cem o gün sınıfta beklenen cümleyi sarfeder: "özür dilerim"! Yazık olan öğretmen öğretilen bu derse diyecek birşey bulamaz, verdiği istifa dilekçesini geri al(a)madığı gibi...

Bugün, bu hafta, mezuniyet haberlerini ve balo davetlerini aldığım günden bu yana inanılmaz duygu doluyum, hem hüzünlü hem de mezun olmalarından dolayı bir o kadar sevinçli.

Öğretmen(d)im ya! Onlara kendim için gayri resmi bir sınav yaptım, iyi ki yapmışım, elimde o günlerden birşeyler kalması ne kadar önemli, ne kadar gerekliymiş... Mezuniyetlerine giderken o quizlerin fotokopilerini, her birinin üstüne ayrı ayrı notlar yazıp, "süprizzzz" diyerek götürdüm, şaşkınlıklarını görmeliydiniz :))

Beni balo salonunun kapısında gördükleri ilk an şaşırmaları apayrı bir sahneydi, onlar "hiiiiiii öğretmenimmmm, ne kadar değişmişsinizzzzz" derken; hayrola, beni mezuniyete gelen arkadaşlarınızdan birine mi benzettiniz diye cevap vermeme ayrı bir şaşırıp güldüler.

Diğer öğretmen arkadaşların ise (söylediklerine göre) gösterdiğim incelik karşısında çocuklar için ayrıca teşekkür etmeleri de hafızamda apayrı bir hatıra olarak kalacak :))) çoooook güldük; görmeliydiniz, aynı masada, aynı fotoğraf karelerinde, pistte...

Ne çok şey sığdırmışız onlarla geçen günlerimize; hiç unutmadılar, hiç, hi, h.....

Yaptığım hiçbir işin maneviyatını öğretmenlik günlerimde yaşadıklarımla karşılaştıramadım, hatta o günlerime yaklaştıramadım bile. Apayrı bir deneyim; çok farklı, tatmin düzeyi (benim için) çok yüksek bir alan; çocukları sevmeden, öğretirken öğrenmeyi de bilmeden yapılacak iş değil..

Onları görünce (çok uzun senelerdir görüşmemiş sevgililer gibi) bir kez daha tahlil ettim; ne kıymetli, ne güzel günlermiş...ne güzel... ne güze.. ne... n...

Selam ve sevgilerimle..

e.

20080603

"Kalbinizi koruyun içinde sevdikleriniz var"

Türk Kardiyoloji Derneği Kapsamında yürütülen proje ilk senesini doldurmadan "Sağlıkta en başarılı proje" ve "Sağlıkta en başarılı sivil toplum örgütü" ödüllerini aldı.

Projenin temel hedefi, ülkemizde özellikle birinci basamak sağlık hizmeti veren hekimlerde, toplam kardiyovasküler riskin belirlenmesi ve değiştirilebilir risk faktörlerine bütünüyle müdahale edilmesi yaklaşımını yaygınlaştırmaktır.

Projenin bir diğer hedefi de, toplumda değiştirilebilir kardiyovasküler risk faktörleri konusunda farkındalığın artırılması ve alınabilecek önlemler konusunda eğitici çalışmaların yapılmasıdır. Bu kapsamda, görsel medyada kardiyovasküler riskler ve neden olduğu hastalıklar konusunda farkındalık artırıcı çalışmalar da yapılacaktır. www.kalbinizikoruyun.org internet sitesinden ve ücretsiz danışma hattından (0800 211 78 78) kardiyovasküler hastalıklar hakkında halka bilgi verilmektedir.

Ayrıca konunun halka indirgenmesi uygulamalar başlatılmış, yerel yönetimlerle dirsek temasına geçilerek projenin (kan ve tansiyon taramalarıyla) ulusallaştırılması için çalışmalara başlanmıştır.

Proje kapsamında "Joint British Societies" modelinin pratik aplikasyonda Türkiye için yeniden düzenlenmesiyle, inme ve geçici ataklar dahil tüm kalp ve damar hastalıkları risk olasılığının hesaplandığı bir risk cetveli hazırladı. Cetvel, Sağlık Bakanlığı’nın desteğiyle 25 bine yakın birinci basamak sağlık hizmeti veren doktora gönderildi. Risk cetvelinde, sadece kalp krizi riskini değil, inme ve geçici iskemik atak riskini de göz önünde bulundurduklarını belirterek, inmenin de bir damar hastalığı olduğunu söylendi. Yerel yönetim taramaları yanında Sağlık Ocakları’nda da uygulanacak tansiyon ve kan testleri, kişinin on yıl içinde kalp ve damar hastalıklarına yakalanma riskini ortaya çıkaracak.

Kendinize iyi bakmanın ilk yolunun sağlığınızı korumaktan geçtiğini unutmayın.

İyi kalpli Türkiye dileklerimle..

Selam ve sevgiler.

e.

20080602

Her Happy Ending...

Dramatic, always funny, sometimes terrible, fight, peace, everything... About four NY Girls...
Sex and the City...
Girl thing..

Loves

e.

20080527

Post

yapmam lazım.. Ahanda oldu bile :D

Yaz geldi; çiçek, böcek, çocuklar...
Çocuklar.. Çocuk.. Ço..

Zamanı geri döndürebilsem, babamın ve annemin kocaman göründüğü günlere gitsem, tek derdim çarpım tablosu olsa, makyaj yaparken ağzım açık ablama baksam...

Mükerrer yaşasam her saliseyi, ıskalamasam ya da
ıskaladıklarımın keyfine varsam...

Ve haykırsam:

I thought that I heard you laughing
I thought that I heard you sing
I think I thought I saw you try
But that was just a dream
That was just a dream

Selamlar, sevgiler...

20080519

Özet.. öze.. öz.. ö..

Hayat Yoğun.. Yoğ.. Y..
Konserim var; gam çalmam lazım.. Sadece sol minör çalsam olmaz mı?? m.. mmmm?
Hava Sıcak.. Sıca... Sı...
Okul zor.. zo.. z..
Asabiyim.. Asabi.. Asab...
Haykırasım var.. va.. v..
Ablamı Özledim.. Özle... Öz...

Selam, Sevgi*.. Sev... S...

e.

*(Sevemiyo ki! dediğinizi duyar gibiyim :)
Kolay mıdır öyle sevmek?
Emek, zaman, kıymet, inanç ister.. inan.. in...i..

20080505

Hoppalaaaa,

Yine youtube kapanmis... Yoklugumda neler olmus yahu!!!!
Artik benim de yamali bohca gibi bir blogum var... cokfecifelaketsupersahane!

Bakiniz bundan bir oyun cikaralim :D Vaziyeti kurtarttiriyoruz hahaha!!!
Oyunun adi : "Fill in the blanks", yeni cikti puaaaaa...
Imdiii, bolca blankimiz var fill in yapiyoruz. Sudokundan daha kaziktir; ilginize, bilginize..

En yuksek puan alan ilk uc arasindan juri(bem) secim yapacak, bir asil iki yedek secilerek once asil sonra yedek yarismacilara sirayla odul teklifi yapilacak...
Gelelim buyuk odule indiriindiriinininininininiinn
"ablamin blog danismanligi..."

Inailmaz, degil mi???? :)))))))))))))))))))))))))))))))))))

Herkese bol sans..

Selam, sevgi...

e.

ps. Selcuk'a cok eziyet ettim, O muaf :D

20080501

Paris'te Masal.. Vol.II

Puslu bulutlarin arasindan bakan dolunayi seyreyledim bugun; gunler sonra ilk defa Paris'te...
Hatirladim o yari aydinlik geceyi; safagin sokusunu, kolelige donusmus ozlemi, duslerde, belleklerde kalmis enginlerdeki sevgiyi..
Nasil tekrar anlatabilir e. vadi kalyonlarinda kalmis masallari, yureklerimizin icinde kopmus firtinalari; yasami, aski, bir daha asla yasanmayacak heyecanlari, ustu cizilen safligi..
Hatta kimi kacislari, umutlarin tukenisini...
Halbuki ne diyorduk?
"Hani ben(sen)siz okun(a)mazdi siirler, ayni sarilmadan seyredilemyen filmler gibi..."
Ve bugun, yillar sonra, Montmartre'den Paris'i seyrederken artisler sokaginda resimlerini satamayan yasi yetmisi gecmis ressam kadini nasil anlatabilirim sana? Ya da nasil anlatabilirim Federalistler duvarinin icimde yarattigi coskuyu bu yasimda?
Seneler sonra ilk defa yuregimde sakiz beyazi bir cosku...
Umutlarim(iz)i yok etmis seneler, yasayip gidiyoruz... Ve simdi Seine irmagi ve 1700'den kalan yapilar fisildiyor ismini "buradaydi" diyerek; senin anlayacagin, tarih soluk alip veriyor icimdeki "sen"le; yasam sevdanin icinde, sevdaysa yasamin takendisi Jaccottet'in dizelerinde:

Artik sadece uzaklastirmak isterim bizi aydinliktan ayiran seyi
Birakmak istemezken ceker giderim
Birgun anlayacagini bile bile...

Paris'te bir gece, Paris zaten sadece gece... On ikinci kattaki otel odasinin penceresinden dinliyorum usulca, adini fisildayan binalarin kuralsiz minor kadansiyla biten acapella sarkilari...
Ve gunesin tirnaklariyla yirttigi son lacivert rengini yitirip once kirmizilasan ardindan maviye calan gecenin taslarina baglanmis bir sarmasik gibi hersey gun agarirken...
Kafani karistirma, devam et kitabina derken okunan ilk cumle kaziniyor hafizalama :
"Yasam icin yazi sayfasiyim ben; bu nedenle yasam, okunaksizliktan okunakliga gecise ulasirken eszamanli olarak O'nu yitirmektir" diyerek ekliyordu :
"Yasam secilebilir, hatta secilmistir; masallarla olgunlasan, kucuk gulumsemelerle anilanin yolu cizilmisken.."
Ve artik daha da gorkemli yalnizliklar, ic cekisler, karamsarliklardir olan;
ofkeler, hainlikler, satilmisliklar da cabasi... Halbuki ask en yuce deger degil miydi senin icin? Yasaminin butunu saran varolusun hatta? Sorularin yanitini yine kalan dizelerde buluyorum :
Degerini bilmek gerekir askin ve O'na kattigi degeri yillarin.
Ask ne ic gecirmektir bir bankta, ne de gelmesini beklemektir yillarca,
Gun olur yagmur yagar, kar yagar
Birlikte ama ayri yasanacak koca bir omur var
Guzel bir sarkiya benzer ask
Ama kolay midir guzel bir sarkiyi yaratmak bir masali yasat(abil-mek-)mak kadar?

Ve artik kalemi birakiyorum...

Selam ve sevgilerimle.

e.

ps. 1 Mayis Isci Bayraminizi Kutlar, ozellikle sehrimin sokaklarinda yasanan insanlik ayibinin bir daha tekrarlanmamasini dilerim.

Dusunuyorum da, Henry Ford yuzyillar once emege mal ettigi "seri imalat" bilincinin bugun yasananlara neden olacagini bilseydi, tarih adami olma pahasina inaclarindan vazgecer miydi?

20080427

Evolution of the club guys!

Hey!
:D Lutfen diger Guinness videolarini da izleyin, cok sirinler :))) Gulumseyerek baslayan, guzel bir hafta gecirmeniz dileklerimle.

Selam&Sevgi

e.

20080422

Bayramin(iz) Kutlu Olsun..

Canim kizim,

23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Cocuk bayramini tum kalbimle kutluyor; coskulu sevgilerle, saglikla, basari ve mutlulukla buyumeni diliyorum.

Sevgilerimle...

e.

20080417

Bil(e)miyorum..

Biraktim gidiyor..
(Aslinda ilk aklima gelen giris cumlesi,
laubali argo tanimi "koyverdim gidiyor"du...
Ancak bu kelime(ler) ne anlama gelebilir?
"Koyverme", fiilimsi taklidi yapan cinsel icerikli bir kelimedir,
siber alem bu, eyvah eyvah, belli mi olur?
Zilha(Anli Sanli Kesanli Ali!!!! Destani)'nin dedigi gibi:
hirlisi-hirsizi, arsizi-huysuzu, sinsisi - manyagi var;
cici kiz ol dedim, bloguna yazma dedim,
ama gordugunuz gibi din-le-te-me-dimmmmm!!
Neyse; devam edelim, parantezi unutuverin lutfen)
Programlar belli, bir orda birgun burda..
Bir de kai-zen hadisesi var tabi... Egitim sart!!
Basladik yine, biter heralde.. Geleni deviriyorum zaten,
simdiki trend bu :))

Insan gibi calismiyorum..
Sikayetci miyim?
Hayir.
Zaman var mi? kemmm kummmm ehemmm
bilemiyorum; saniyorum ki yok!
Zamansizlikta ne oluyor?
Dusun(e)miyorum..
Dusun(e)meyince ne oluyor?
"Erkek" oluyorum..
(acalim efendim;
erkek : sosyal yasama adapte olmaya cabalayan hala neandertali DNA'larinda yasayan homo erektustur,
dunya uzerinde bolca bulunur.
Kendini uremek icin dogmus zanneder,
IQ'su evrimini tamamlamlamis "kadin"a esdeger,
EQ'su, Cemil Ipekci, Keanu ve Tarkan disinda,
koordinat sisteminde "y" duzleminin "x" duzlemini kestigi
(orijin(al:)) noktanin guneyindedir! Gayet super sahane anlattim ancak bu parantezi de unutun lutfen!)
Peki.
Dusun(e)meme ragmen (s)empatik miyim?
Tabii ki hayir! :))
Ne oluyorum? Ne olmuyorum?
Bil(e)miyorum...

Selam, sevgi..

e.

20080415

Unut beni de her yalan gibi..

“Unutkanlar şanslıdır, çünkü hatalarının dertlerini çekmezler” der Mary, “Eternal Sunshine Of The Spotless Mind”ın bir yerinde… Bazen bir insanın sizi unutması için, yüzleşmek istemediğiniz tatsızlıkları hayatınızdan çıkarabilmek için, kısaca yaşadığınız dünyadan kaçmak için metodlar ararsınız.

Uzun bir yolculuğa çıkabilirsiniz, yaşadığınız şehri terk edebilirsiniz, görmek istemediğiniz insanlarla görüşmeyi kesebilir, bütün fotoğrafları yakabilir, bütün mektupları iade edebilirsiniz.

Amma ve lakin, bunların hiçbiri bir gün bir köşe başında anılarınızla çarpışmayacağınız anlamına gelmez. Bir tek şartla, zihninizde %100 şekilde o anıları sildirmediyseniz. Başka bir deyişle, o köşe başında çarpıştığınız yüz, sizin için bir yabancıya dönüşmedikçe yapacağınız her şey boşunadır.

“Eternal Sunshine Of The Spotless Mind”ta Joel Barish, iki yıl boyunca beraber olduğu sevgilisinin, teknolojik bir işlemle kendisini hafızasından sildirmiş olduğu gerçeği ile karşılaştığında bu hainliğin sebebini tam olarak idrak edemese de çok sinirlenir ve aynı işlemi kendisi de yaptırmaya kalkar.

Joel’in hafızası silinirken, oldukça iyi başlayan ama sonradan tadı kaçan Joel- Clementine ilişkisinin giderek kötüye giden aşamalarına bir bir şahit oluruz. Fakat zaman geçtikçe ve sıra yaşanılan güzel şeylere gelince, Joel hafıza sildirme müdahalesini durdurmak ister. Çünkü pişman olmuş ve aslında ne kadar aşık olduğunun farkına varmıştır.

Mary, bu “tedaviyi” gerçekleştiren muayenehanenin başhekimi Dr. Howard Mierzwiak’ın sekreteridir ve her gün bu işlemi yaptırmak isteyen onlarca insanla muhatap olmaktadır. Mary’nin de suratına çarpıverir bir gün gerçek: kendisi de kayıtlarını tuttuğu o hastalardan biridir aslında.

Dr. Mierzwiak’la olan ilişkisini bu işlemle birlikte tarihe gömmüştür. Ne yaparsanız yapın “bastırılan” günün birinde yüzeye çıkar. Hiç fark etmez bunun metodu, ya Joel gibi kendiniz yavaş yavaş yüzleşirsiniz ya da Mary’nin vicdan azabıyla kayıtlarını bir bir geri postaladığı hastaları gibi şoka girerek yaşarsınız bunu. Bazen bireysel olarak unuturuz, bazen kitleler halinde. Bazı ayıplarımızı ya da üzüntülerimizi nesiller nesile aktarmak istemez, yok farz ediveririz.

Her şeye yeniden başlıyor olmak, o anılarla bir gün o köşe başında çarpışmayacağımız anlamına gelmez. Biz unutsak bile, başkaları hatırlayacak ve bize de hatırlatacaktır. Atom bombalarını atan ya da üzerine atom bombası atılan neslin devamı olduğumuzu hatırlamak istememek aslında aynı mekanizmanın dişlilerine bağlı. Tüm suçlardan temiz, yalıtılmış bir hayatın kendilerini ve kendilerinden sonra gelen nesli mutlu edeceğine inanan “The Village” halkı, kısa süre içinde içlerinde gerçekleşen bir cinayet ile sarsılırlar. “Unutmak” ve silip “yeniden başlamak” isteyenlerin kurduğu bir komün hayatı olan köydeki bu cinayetten sonra, “unutmaları gereken yeni bir acı” ortaya çıkmış olur. “Unutulması gereken şeylerin asla bitmeyeceği gerçeği” ile böylece yüzleşmiş olurlar.

“Unutma” üzerine yapılmış benim için belki de en etkileyici örnek “Memento”dur. Kullanılan montaj tekniği itibariyle bizleri “amneziye” uğratması için tasarlanmış bir film var ortada. Niye bu tekniğin kullanıldığına dair olan yorumlarımı tüm filme ait izahatlar bittikten sonra yapmayı uygun bulduğumdan şimdilik filmin bir özeti ile başlamak istiyorum.

Ancak bu kronolojik özeti yaparken “benim filmden ne anladığımdan” yola çıkan oldukça ben-merkezli bir özet yapacağım: Sammy Jankis, hafıza kaybı olduğunu söyleyerek sigorta şirketinden para koparmaya çalıştığı düşünülen biridir ve sigorta soruşturması için Leonard görevlendirilmiştir.

Filmde Leonard, Sammy’nin kendisinin ilk soruşturması olduğunu ve bu yüzden vakayı çok iyi incelediğini de söyler. Leonard, Sammy Jankis’in karısının kendisine Sammy ile ilgili kişisel fikrini sorduğunda kadına, Sammy’nin probleminin fiziksel değil, zihinsel olduğunu ve şartlı öğrenme metoduyla bir şeyler öğrenebileceğine inandığını söyler. Leonard bu soruşturmayı düşürmeyi başarır. Fakat bu sırada Sammy’nin iyice depresyona giren karısı kocasına bir test yapmaya karar verir.

Böylece bir ihtimal kocasının iyileşmesini sağlayacak ya da gerçekten hafıza kaybı olduğundan emin olup kocasına güven tazelemesi yapıp onu bu haliyle sevmeye çalışacaktır. Sammy’nin karısı bir diyabet hastasıdır ve iğnelerini Sammy yapmaktadır. Kadın kocasını denemek için birkaç iğneyi kısa süre içinde kendisine yapmasını ister kocasından ve eğer hafıza kaybı numarası yapıyorsa bile bu iğneleri kendisine yapmayacak kadar sevgisinin olduğuna inanır. Ancak test kadının beklediği gibi sonuçlanmaz ve art arda iğne yaptığını “unutan” Sammy karısını öldürür ve bu olaydan sonra hastaneye yatırılır.

Bu hikaye Leonard’ın etrafındaki herkese tekrar tekrar anlattığı bir hikayedir. Kilit olaylar bir banyo da gerçekleşir ve bir gece eve giren iki kişi karısının yalnız olduğunu düşünerek banyoda Leonard’ın karısına tecavüz etmeye başlarlar.

Gürültüye uyanan Leonard banyoya gider ve adamlardan birini öldürür ama ikinci adam Leonard’a ensesinden vurarak Leonard’ın filmin başında gördüğümüz durumuna gelmesine sebep olur.

Ancak olaylar Leonard’ın bize yansıttığı şekilde gelişmemiş, karısı olay sırasına ölmemiş ve kurtulmuştur. Leonard’ın bize “Sammy’nin karısının hikayesi” olarak sunduğu aslında Leonard’ın kendi karısının hikayesidir. Gerek Leonard'ın tuhaf hafıza durumu ve gerek yaşadığı tecavüz yüzünden mahvolmuş bir durumda olan Leonard’ın karısı, kocasına "son bir test" uygulamaya karar vermiştir aslında. Böylece bir ihtimal kocasının iyileşmesini sağlayacak ya da gerçekten hafıza kaybı olduğundan emin olup kocasına güven tazelemesi yapacaktır.

Ancak test kadının beklediği gibi sonuçlanmayınca, insülin iğnelerini yaptığını “unutan” Leonard karısını öldürür. Aslında karısının ölümünden sonra hastaneye yatırılan Sammy değil, Leonard’ın ta kendisidir. Bilinçdışında büyük bir suçluluk duygusu hissetmekte ve bununla baş edememekte olan Leonard’ın suçluluk duygusunu “unutması” ve yaşamak için bir neden bulması gerekmektedir. Böylece karısının, evlerine giren adamlar tarafından öldürüldüğüne kendini inandırır. Ancak daha önce de belirttiğim üzere, “unutmak ve bir şeyleri bastırmak”, bastırılan şeyin mutlak olarak geri dönüşü ile sonuçlanır.

Leonard’ın “numara yaptığı”nı ve kendisini ve çevresini aldatmaya çalıştığını ispatlayan bir çok sahne vardır filmde. Ancak zaten teorik olarak, kısa süreli hafıza kaybına maruz kalmış bir hastanın bu hastalığının farkında olması mümkün değildir. Yani etrafındakilere her seferinde “Sizi tanımıyorum ama şu şekilde bir sorunum var beni böyle kabul edin” demesi mümkün değildir, tam tersi etrafındakilerin Leonard’ın bu durumundan haberdar olması ve Leonard’a buna göre tavırlar sergilemeleri gerekmektedir.

Filmin bir sahnesinde Leonard’ın kaldığı motele bir fahişe çağırdığını ve fahişeden karısı gibi davranmasını istediğini hatırlarsak her şey daha anlamlı hale gelmektedir. Kadına kendisinin uyuduğunu gördüğü anda kalkmasını ve banyoya gitmesini söyler, ki bu filmin kilit sahnesidir ve bana “olay yerine dönen katiller” meselesini hatırlatır. Akabinde karısının eşyalarını yakar. Leonard daha önce başından geçen Sammy Jankis örneğini kendi yaşadıklarına adapte eder.

Bu elimizdeki “role model ile özdeşleşmedir” ve bana yapısı itibari ile Freud’ın örnek hastası Dora’nın babasının öksürük krizlerini kendisine adapte etmesini hatırlatır. Leonard kendine devamlı olarak karısının olay sırasında öldürüldüğünü, Sammy Jankis'in ise kendi karısını insülin iğnesi yaparak öldürdüğüne inandırır ve vücudundaki en görünür yer olan eline "Remember Sammy Jankis- Sammy Jankis'i hatırla" yazar. Leonard, karısının eşyalarını yaktığı sahnede karısının kalçasını çimdiklediği bir anılarını hatırlar.

Zaten filmin sonunda Teddy, Sammy'nin karısı bile olmadığını aslında diyabet olanın Leonard'ın kendi karısı olduğunu söyleyecektir. Karısının kalçasını çimdiklediğini anımsadığı sırada Leonard, bastırdığı ve değiştirdiği hafızasını bir an için unutarak kendisini karısına insülin enjekte ederken görünür. Sonra tekrar kendini inandırdığı versiyonuyla bu anıyı hatırlar ve Teddy’e "karım diyabet değildi” der.

Bunun üstüne Teddy’nin Leonard’a verdiği cevap oldukça manidardır: “Ancak doğru olduğunu düşündüğün şeylere inanmanı sağlayabilirim”.
Leonard, Natalie'nin evine gittiği bir sahnede televizyonu açar ve çizgi film izlemeye başlar ancak elindeki "Remember Sammy Jankis - Sammy Janskis'i hatırla" yazısını görür ve bu arada bir ara sahnede bir insülin şırıngası yakın planda görünür.

Leonard kendi hikayesini Sammy'ye uyarladığı gerçeğinden kurtulmak için olsa gerek, derhal televizyonu kapatır. Sammy’nin hafıza kaybı yaşadıktan sonrasında hiçbir şeyi uzun zaman hatırlayamadığı için, sürekli süre itibariyle kısa olan reklamları izlediğini de düşündüğümüzde taşlar iyice yerine oturur.

“Memento”da da karısının katilini arayan Leonard tam bir “Katil Holmes”ün ta kendisidir tekinsizliği yaratmakta bana kalırsa. Teddy bir yerde Leonard’ın arabasına bindiğinde bunu bize Leonard’a “Nereye Gidiyoruz Sherlock?” Şeklinde sorarak ta gözümüze sokmaktadır. Sammy vakası bir özdeşleşme sonucunda Leonard’ın kafasında giderek daha da güçlenmiş ve Leonard’ın ikinci bir kişiliği olmuştur bana kalırsa.

Tıpkı “Fight Club”taki Tyler Durden ve “Mulholland Drive”daki Rita gibi bir zihin yaratımı olan Sammy’de bir yerden sonra hayal mahsulü bir kişiliğe dönüşmüştür. (Ancak Fight Club’ta Memento ve Mulholland Drive’daki gibi hayatın bir döneminde karşılaşılan birinin alt kimliğe dönüştürülmesi değil, en başından beri tamamen orijinal bir alt kimlik yaratıcı söz konusudur). Fakat “Fight Club”ta Anlatıcı’nın bir anda farkına vardığı anda yaşadığı gibi bir şey değildir bu.

Sammy aslında bir çeşit “şartlı öğrenme”dir. Acil durum anında “bir içgüdü ile” bizi yangından kurtaracak sireni çalan butona basabilmemiz için kırılması gereken camdır. Jimmy ile Leonard’ın karşılaştığı (ve birkaç dakika içinde Leonard’ın Jimmy’i öldüreceği sahnede) Jimmy Leonard’ı tanıdığını söyler ve Jimmy ölürken ağzından belli belirsiz de olsa “Sammy” ismi dökülür.

Bunu duyan Leonard büyük bir paniğin içine düşer. Bunun en büyük nedeni Leonard’ın etrafındaki herkesin Leonard ve Sammy’nin aslında aynı insan olduğunu bilmeleridir. Bana kalırsa bu sahnede Leonard’ın zaman zaman bazı insanlara kendini Sammy olarak tanıttığına dair bir ipucudur. Tıpkı “Fight Club”taki Anlatıcı’nın Tyler karakterini açığa vurması için Marla’yı bir katalizor olarak kullanması gibi, Leonard’ta Teddy’yi kullanır.

Hatırlarsanız Anlatıcı’yı telefonla arayan Marla, ona nasıl intihar ettiğini anlatırken Tyler ile tanışmıştı. Tıpkı buradaki telefon diyolaglarının kullanılmasına benzer şekilde, “Memento”da Leonard’da sürekli olarak telefonla birileri ile konuşur. Bence bu konuşmaların çok büyük bir bölümü Leonard’ın kendi kendisi ile konuşması için bir motivasyon aracı olarak kullanılsa da bir kısmı Teddy ile yapılmaktadır. Teddy’nin telefon numarası sürekli olarak gözümüze sokulan polaroid fotoğrafın altında bize her fırsatta okutulur.

Filmde ilginç olan ve tesadüf olmadığına inandığım bir diğer önemli nokta daha var ve bence ana karakterimizin Sammy ve Leonard kimliklerinin her ikisiyle birlikte zaman zaman ortaya çıkan bir çift kişiliğinin olduğunu göstermektedir. O da Teddy’nin gözümüze sokulan telefon numarası olan 555 02 53 ile, “Fight Club”ta Anlatıcı’nın evin infilak etmesinden sonra yangın enkazında küllerin arasında bulduğu Marla’nın telefon numarası ile aynı olmasıdır: 555 02 53. Bu bence “Memento”nun yönetmeni Chirstopher Nolan’ın bizimle yapmak istediği puzzle’ın en dahiyane parçasıdır. Bir başka ipucu sahnesi de Sammy’nin hastanede gösterildiği sahnede olur.

Bu noktada montaj hızlanır ve bir anda Sammy’nin olması gereken sandalyede bir salise için Leonard belirir. Bu da hastane de yatanın Sammy değil, Leonard’ın ta kendisi olduğunu bize göstermektedir. Leonard gerçekte yaklaşık bir sene önce karısına tecavüz eden adamı öldürmüş fakat bu olaya ait fotoğrafları da diğerleri gibi yok etmiştir.

Filmin finalinde Leonard kelimenin tam anlamıyla günah çıkarır ve Teddy’nin gerçekleri yüzüne vurmasının akabinde voice-over’da şu sözleri eder; “Ben katil değilim, sadece olayları yoluna koymak isteyen biriyim. Kendimi bırakıp söylediklerine inanabilir miyim?” Leonard bu sırada Jimmy’nin öldükten sonraki fotoğrafı ile Teddy’nin kendi elleriyle çektiğini söylediği ve Leonard’ın bir yıl önce asıl tecavüzcüyü öldürdükten sonra çektirmiş olduğu polaroidleri yakar. Voice-over devam etmektedir; “Benden istediklerini yapmak için kendimi bırakabilir miyim? O da çözülecek bir bulmaca mı… Aranacak bir başka John G mi? Sen… John G’sin… Sen de benim John G’m olabilirsin…” Ve akabinde Leonard John’un arabasının plakasını yazar elindeki kağıda. “Mutlu olmak için kendime yalan söylüyorum, senin umurunda değil Teddy… Evet, galiba öyle yapıyorum”. Öldürdüğü Jimmy’nin arabasının fotoğrafını çeker ve bu sırada kendisine ölü bir adamın arabasını alamayacağını söyleyen Teddy’e şu cevabı verir: “Katil olmaktasa ölü bir adamla karıştırılmayı yeğlerim.” Jimmy’i öldürdüğü mekandan uzaklaşırken over-over ile yapılan “günah çıkarma” devam eder; “Benim dışımdaki bir dünyaya inanmak zorundayım. Hareketlerimin hala bir anlamı olduğuna inanmak zorundayım, onlara inanmasam bile”.

Bu sırada elindeki "Remember Sammy Jankis- Sammy Jankis'i hatırla" yazısına bakar: “Gözlerimi kapadığımda dünyanın hala burada olduğuna inanmalıyım”. Karısının gösterildiği sahneler girer araya bu cümleden sonra ve Leonard’ın üzerindeki dövmelerden birinde “I have done/Yaptım” yazmaktadır. “Dünyanın hala burada olduğuna inanıyor muyum? Hala orda mı? Evet…

Hepimiz kim olduğumuzu itiraf edemiyoruz… Ben de farklı değilim…” Leonard tam anlamıyla sözde ne yaptığını hatırlamayan, kaç kişiyi öldürdüğü ve kaç kişiyi öldüreceği meçhul bir seri katildir. Yaptıklarını “ hayata bir anlam katmak” amacıyla yapmıştır. Filmin bize sunduğu alternatif realiteler için oldukça derinlere kadar kazmamız gerekmektedir.

Ancak bu kazının bu kadar zor olması, konusunun zorluğundan ziyade, bizi korkunç bir hafıza kaybına uğratan montaj anlayışıdır. Yönetmen, bizi darmadağın ediveren bu tarzı ile “ben buradayım” demenin yanı sıra, hikayenin ve filmin asıl hakiminin de kendisi olduğunu bağırmaktadır. Tıpkı karakterin kendisinde olduğu iddia edilen hafıza problemi ile bizi özdeşleştirir ama bir o kadar da hikayenin yapısını darmadağın ettiği için karakterle özdeşleşmemizi engeller.

Selamlar..

e.

20080412

İlhan Selçuk : Temel Kavga Kadın Üzerine

Birşey söylemekten vazgeçen e., sizlerle Sayın Selçuk'un yazısını paylaşmak ister.

Selam ve sevgilerimle..

e.

"Giyim-kuşam üstüne tartışma bir toplumda siyasal yaşamın en önemli konusuna dönüştü mü, biliniz ki ortada bir çarpıklık, ilkellik, ham ervahlik, softalık, mollalik, akılsızlık vardır...
Türkiye'de siyasal kavganın en önemli konusu uzun bir süreden beri ne?..
Türban!..
Baş örtüsü..
Çarşaf..
Tek sözcükle:
Tesettür!..
Dikkat buyrun!..
Erkeğin giyim-kuşamı üzerine tartışma, kavga, dalaş ve politika hırgürü yok...
Kavga kadın üstüne...
Erkek politikacı, ister başbakan olsun, ister cumhurbaşkanı, ister bakan ya da milletvekili, tam bir Avrupalı gibi giyiniyor...
Avrupalı ya da Amerikalı ne demek?.. Kravatına, Frenk gömleğine, kostümüne bakarsanız; "bizimki" Batılıdan da şık... Bizim "Ilımlı İslamcı" nin yanında "kâfir" ya da " zindik" Hıristiyan halt etmiş...
Oysa dini bütün Müslüman erkeği nasıl giyinir?..
RTE gibi mi?..
Gül gibi mi?..
Yok canım...
Haydi Suudi'yı, Kuveytli'yı, vesaireyi bir yana bırakalım, İran'daki Ahmedinejad gibi şu kravat denen "medeniyet yuları" ni takmayan bir milletvekilimiz var mi?..
Meclis'e kravatsız girmek neden yasak?..
Meclis'e türbanla girmek neden yasaksa, kravatsız girmek de ondan yasak...
Giyim-kuşam kurallarını muaseretin ve protokolün dışına çıkarıp da devrim-karşıdevrim çatışmasında tesettürü dinci silah gibi kullanmaya başladınız mı iş değişir...
Evet, dikkat buyrun...
Erkeğin giyim-kuşamı üzerine hırgür yok...
İslamcı kâfirlerin tümü Frenk erkeğine taş çıkartıyorlar...
Kavga kadın üstüne...
Dinci köken, bu kavganın itici gücünde geride kalıyor; erkeğin kadın üstündeki egemenliği, yetkisi, üstünlüğü, kıskançlığı, kompleksleri, cinsel çıkarları, özçıkarları, babalanması önde geliyor...
Erkek erkekliğini duyumsamak ve çarpık yoldan tatmak için kadını kapatmak istiyor...
Kadın taifesi erkekle bir ya da eşit olabilir mi?
Bizim Cumhurbaşkanı Gül tipatip Frenk gibi giyinecek...
Başbakan RTE Frenk gibi giyinecek...
Ama, eşleri Frenk gibi giyinemeyecek...
İslamcı politikacıların hanımları ikinci sınıf yaratik olduklarından örtünecekler...
İşte bütün sorun ya da eski deyişle "mesele" bu noktada odaklanıyor...
Kadın, insanlaştıkça, giyim-kuşamda erkekle eşitleşecektir...
Erkek egemenliğinden kurtulacaktir...
Özgürleşecektir..."

20080408

Birsey soymek istiyorum!

Book Crossing! Tum Evren Kutuphane Olsun...

Amerika'da yeni bir akim basladi: Birtakim mechul kisiler,
kamuya acik yerlere birtakim kitaplar birakiyorlarmis.
Diyelim bir parka gidip bir banka oturuyorsun,
bankta bir kitapla karsilasiyorsun.

Mahallede yasayan bircok kadinin ortaklasa kullandigi 'camasir yikama merkezine' gidiyorsun, makinelerden birinin ustunde bir kitap. Trene biniyorsun, aa, koltugunda
bir kitap bulunuyor. 'Marketten' alisveris ederken elini atiyorsun, birisi biskuvi paketleriyle cips paketlerinin arasina bir kitap yerlestirmis. Telefon kulubesine giriyorsun, telefonun yaninda bir kitap. Define bulmak gibi! Roman, siir, oyku, deneme, artik ne olursa...

Bu moda Italya'da ve Fransa'da da yayilmakta. Kitabi birakan kisi kimligini gizli tutuyor, kitabin parasinia helal ediyor. Tek ricasi var, siz de okuduktan sonra buna benzer bir yere birakin da baskalari da yararlansinlar. Fakat bunu baslatan kisi belli: Ron Hornbaker adinda, Missouri eyaletinden bir bilgisayarci.

Bu olaya 'BookCrossing' deniyor. 'Kitap gezdirme' diye mi tercume edelim?? Fransa' da boyle 'crossing' yapan dokuz bin kisi varmis daha simdiden, ortalikta dolasan serseri kitap sayisi da on bini gecmis.

Bu nedir biliyor musunuz arkadaslar? Bu bir cesit 'okuma ve okutma kampanyasidir' . Paylasmaktir ve basli basina bir projedir.

'LONDRA'DAKI UYGULAMA TURKBUKU'NDE DE BASLAMIS,
Turkbuku'nde plajdayim. Bir baktim, yattigim yerde bir kitap var.. Adi,'Yildizli, yagmurlu geceler'.. 'Ah, biri unutmus' derken, kapagini acip icine bakmak istedim ve beni sasirtan bir yazi gordum; 'Ben bu kitabi severek okudum. Ve bitirdigim yerde birakiyorum. Sizin de seveceginize eminim. Severseniz okuyun, sevmezseniz aynen buldugunuz yerde birakin. Okursaniz, numara verdikten sonra sizde oldugunuz yerde birakin lutfen.. 03 / 2005 Turkbuku' Keyifli değil mi? '03' Ucuncu kisinin bu kitabi biraktigini belirtiyormus. . Diger iki kisiden biri Istanbul'da birakmis, digeri ise Bodrum'da birakmis. Ben aldim kitabi Istanbul'a geldim ve hala okuyorum. Bitirince ben de '04' ve nerede okumussam yazip birakacagim. Megerse bu bir projeymis..

Duyduğuma göre uygulama özellikle Londra'da cok yaygin. Parklarda birakiyorlarmis okuduklari kitaplari insanlar. Londra'da birakilan bir kitap Kuzey Irlanda'dan cikmis. Bakalim benim birakacagim kitap nereden cikacak?

Elinizdeki kitabi buldugunuz ilk noktaya birakmadan once su siteyi incelemenizi tavsiye ederim. Siteye girince 2.5 milyon kitabin hala dolasmakta oldugunu goreceksiniz.

Amaclari tum dunyayi bir kutuphaneye cevirmek!!! Kitaba bir etiket aliniyor, sisteme kitapla ilgili bir takim giriliyor, bu etiket uzerinde ise bulana kitabin Book Crossing eylemi icersinde birakildigi, eger ulasim imkani var ise sisteme bulunma ile ilgili ve eger el degistirecekse bir sonra birakilacagi durak.. vs ile ilgili bilgiler veriliyor. Bu sayede kitabinizi takip edebiliyorsunuz :))

Cafe'de, otel lobisinde, sinema'da kitap bulursaniz, sasirmayin hemen icine
bakin, book crossing olabilir ..

Butun evrenin kutuphane olması dilegi, selam ve sevgilerimle.

Gunun ps'i : Bugun markette yine hediye ceki olan bir sıkmabas gordum. Cinlerim tepemde!!!!!

20080402

Chelsea - FB

Ben Chelsea'yi tutuyorum. Mac devam ediyor ancak FB bir kazanirsa ayvayi yeriz. Artik havalarindan yaklasilmaz yanlarina. Iyk.. Hepsine gicigim, hepsineeee!

Eveet, su dakika itibariyle ayvayi yemis bulunuyoruz!

Somurtuk Squitword.

Halasinin Kuzusuuu...

Aslında Arda GS'lidir. Bilginize...
Gel de isirma sunun poposundan... allam ya...!

20080331

Tarantino Kimdir?

"Quentin Jerome Tarantino", bilinen ismiyle Quentin Tarantino, yonettigi filmlerdeki uygulamalariyla ozgunlesen ve benim oldukca basarili buldugum bir yonetmen. Bruce'un (cocukluk kahramanim) basrollerden birini oynadigi "SinCity", ayrıca "Rezervuar Kopekleri" ve tabiki "Kill Bill" bence O'nun hakli sohretini pekistiren yapitlar.

Iste Japon ve cizgi roman kultur birikimini cektigi her filme yansitan Tarantino hakkinda gerektigi kadar ayrintili ancak kisa bilgiler :

Gerçek Adı: Quentin Jerome Tarantino
Doğum Yeri: Knoxville Tennessee
Doğum Tarihi: 27.03.1963

Onu Ünlü Yapan Ne? Yönetmenlik kariyerinde ayrıca senaristlik yaptığı Rezervuar Köpekleri (1992) ile ünü yakaladı.

Ödüllerinden Bazıları:

1992: Catalonian International Film Festival - En iyi yönetmen, Reservoir Dogs
1992: Catalonian International Film Festival - En iyi senaryo, Reservoir Dogs, Roger Avary ile birlikte
1992: Stockholm Film Festivali - Bronz At, Reservoir Dogs
1994: London Critics Circle - Yılın yenisi, Reservoir Dogs
1994: Los Angeles Film Critics Ödülü - En iyi yönetmen, Pulp Fiction
1994: Received Los Angeles Film Critics - En iyi senaryo, Reservoir Dogs, Roger Avary ile birlikte
1994: National Board of Review - En iyi yönetmen, Pulp Fiction
1994: New York Film Critics Circle - En iyi yönetmen, Pulp Fiction
1994: New York Film Critics Circle - En iyi senaryo, Pulp Fiction, Roger Avary ile birlikte
1994: Boston Society of Film Critics - En iyi yönetmen, Pulp Fiction
1994: Boston Society of Film Critics - En iyi senaryo, Pulp Fiction, Roger Avary ile birlikte
1994: Society of Texas Film Critics - En iyi yönetmen, Pulp Fiction
1994: Society of Texas Film Critics - En iyi senaryo, Pulp Fiction, Roger Avary ile birlikte
1994: National Society of Film Critics Ödülü - En iyi yönetmen, Pulp Fiction
1994: National Society of Film Critics - En iyi senaryo, Pulp Fiction, Roger Avary ile birlikte
1994: Golden Globe - En iyi senaryo, Pulp Fiction, Roger Avary ile birlikte
1994: Independent Spirit Ödülü - En iyi yönetmen, Pulp Fiction
1994: Cannes Film Festival, Palme d'Or, Pulp Fiction
1994 - Oskar - En iyi doğrudan film senaryosu: Pulp Fiction, Roger Avary ile birlikte
1994: Stockholm Film Festivali - Bronz At, Pulp Fiction
1994: Stockholm Film Festivali - En iyi senaryo, Pulp Fiction
1995: London Critics Circle - Yılın Senaryo Yazarı, Pulp Fiction
1995: BAFTA - En iyi orjinal senaryo, Pulp Fiction, Roger Avary ile birlikte
1995: MTV Film Ödülü - En iyi film, Pulp Fiction
1995: Edgar Allen Poe Ödülü - En iyi film, Pulp Fiction
1996: Catalonian International Film Festivali - Time Machine Onur Ödülü
2000: Csapnivalo Golden Slate - En iyi senaryo, Jackie Brown


Eğitim:
- Dokuzuncu sınfta liseyi bıraktı.


Meraklısına...

* Filmlerinde ana karakterler genelde ölür ve Chevrolet and Cadillac gibi GM arabaları kullanır.
* Vincent, Marvin gibi isimleri sık kullanır(Rezervuar Köpekleri, Ucuz Roman)
* 2001’de Kill Bill(2002)’de oynamak için Uma Thurman ile anlaştı fakat film Thurman’ın hamileliği nedeniyle ertelendi.
* Genelde, filmlerinde Uma Thurman ve Michael Madsen'la çalışıyor.
* Yönetmen Oliver Stone ile Natural Born Killers (1994) filmi sebebiyle süregelen husumetleri var, Tarantino bu filmin senaryo yazarları arasındaydı ve Oliver Stone'nun senaryoyu yanlış uyguladığını düşünüyor.

--------

Uzun metrajlar yasami yansitan kesitlerdir. Her film bir okul her filmin sonu akillilar icin cikarilacak bir ders ahmaklar icin bosa harcanan zamandir.

Seyirsiz kalmamaniz dilekleri ve sevgilerimle...

e.

20080329

Sabite'ye notlar:


Bir daha kimsenin bloguyla yamali bohca diye dalga gecmeyecegim :))
Ablama satasmayacagim ve ablami icirmeyecegim.
Her GS - FB macindan once iddiaya girecegim. En son mac nelere kadirdi bilsen :D
Kep giyme toreninde cubbeyle basket oynayacagim.
Doktora boyunca musterih ve sogukkanli olacagim.
Beni besleyen kaynaklardan ruhumu yoksun birakmayacagim.
Kitabi bitirecegim.
Lacin'in kariyer planindan sualti arkeologu olma secenegini cikarmasi icin ikna calismalarina baslayacagim zira annesi acik tehtit ediyor.
Closer'i bir daha izleyecegim.

Selam ve sevgilerimle.

e.

Sineklidag'da Kesanli'nin Destani


Haldun Taner’in yazdigi Yalcin Tura’nin muziklerini besteledigi, Yucel Erten’in yonettigi destan, ilk kez 1964 yilinin Mart ayinda Gulriz Sururi – Engin Cezzar Tiyatrosu tarafindan sahnelenen, sonrasinda bircok kez farkli tiyatrolarin repertuarinda yer alan Turk Tiyatrosu’nun bazi elestirmenlerce "kult" oyunlarindan biridir. Son olarak IBB Sehir Tiyatroları’nda 1987 yilinda sahnelenen Kesanli Ali Destani, 50’li yillarin Turkiyesi’nden bir kesit alirken, bu kentlerin birinin varosu olan Sineklidag’i ve burada yasayan insanlarin oykulerini konu eder. Bu toplumsal peyzajdan bir Turkiye panaromasi cikaran oyun, gundelik hayatin yani sira iktidar, cikar iliskileri ve dolayiminda gelisen olaylara da eglenceli bir yaklasimla deginiyor.

"sinekli dağ burası / şehre tepeden bakar / ama şehir uzakta / masallardaki kadar.."

Guzel sanatlarda okudugum yillardan, hatta daha da eski Sururi ve Cezzar'in performanslariyla TRT'de ilk defa izledigim ve buyulendigim oyun "buyuyunce birgun mutlaka 'Zilha'yi oynayacagim" hayalleri kurdur(ur)du bana.

Ancak simdi tiyatrocu degil isletmeci tayfasindayiz.

Seneler sonra dun Sehir Tiyatrolarinda izledigim oyun Sururi ve Cezzar'dan sonra avaraj bir performansla karsima cikti.

Sanatla ciddi ciddi ilgilendigim yillarda bircok muzikalin (Phantom of the Opera, Cats, West Side Story, Arsin Mal Alan...) ve Kesanli'nin teksirini elime bir hazine edasiyla gecirdigim ve sakladigim gunlerden ezberledigim ve dun birkez defa daha hatirladigim birkac pasaji aktarmak ve suracikta mutevazice eglenmek isterim.

Zilha : Bir centilmen beni uzecek bi hareket yapmaz (Ali'ye bakar). Centilmen olmayanın sozune ise ben uzulmem. Esek anirsa kizilir mi heç?

Madam : Cok kapatirsan gorgusuz, cok acarsan striptizci sanoorlar. Zarifce oturacaksin. O acilacak, sen kapayacaksin; o acilacak sen kapayacaksin!

Zilha : Samama kim sen kimsin, herkes haddini bilsin ! O hic senin kufun mu? O bir güccük hanfendu!

Sira Koro'da :
"morgol gomlek giyerdi / gumus kostek takardi / hafif sehla bakardi / yakti mi kalpten yakardi.
kasta bicak yarasi / yuzde alev cibani / kursun yemis ayagi / belli belirsiz aksardı.
kucukleri severdi / buyukleri sayardi / bir bayramdan bayrama / namaz da bilem kılardı.
o olmasa simdi bizler nerdeydik / sokaktaydik ya da viranedeydik / kizlarimiz piyasaya dusmustu / biz kodeste ya da meyhanedeydik."

Onemli bir oyun ve sehir tiyatrolarinda avaraj bir performans. Ancak yine de diger belediye ve devlet tiyatrolarindan daha verimli calisildigina eminim. Guncel uyarlamalarla ve eklenen pasajlarla keyifli saatler gecirebilirsiniz.

Ayrica, koronun canli muziklerini ve kucuk orkestrasinda calarken oynayan bayan "girnataciyi" izlemek icin zaman ayirmaya deger.

Selam ve sevgilerimle.

e.

20080327

Kisisel Bir Ileti

Sevgili gunluk, kisisel yayin organi, herneysen;

Seni kisisellestiriyorum; bundan sonra adin "Sabite" bilesin.

Selam ve sevgilerimle.

e.

20080325

ACIL... ACIL... ACIL...

Herkes siber alemde birbirini ebeleye sobeleye dursun, sacma sapan ve dusunmeden, akilsizca, seviyesizce yazilar yazsin ben inatla ayni seylerden bahsetmeye ve sesimi duyurmak icin cabalamaya devam edecegim!

Malum aklin yolu bir! Neyse...

Muhim bir yazarin dillendirerek kaleme aldigi gibi, mankurtlasiyoruz, hemde tahminimizden cok daha hizli!

Bunlari yazmak gerek biryerlere; acil yazmak!

Bu, sahit oldugum ve tehlikenin uzaklarda degil, farkinda olmadigimiz kadar dibimizde oldugunu aciklayan bir yasamislik.

Isyerine gittim, yer bulma cabasi icine girmeden (hayret!!) tek manevrayla park ettikten sonra isyerimin alt katindaki markete girdim.

Kahve, mahve, rengarenk caylarimi aldiktan sonra kasaya geldim. Bir kadin bir on sirada alisverisini hesaplatmaya baslamisti. Sepeti oldukca dolu (ki cok dikkat etmem boyle seylere, genelde dikkatimi ceken kasalarin onundeki ciklet reyonlarindan gozume kestirdigimi inceleyerek "bu sefer hangisini denesem ki" sevinciyle ciklet secmek olur) kadin bariz bir sIkmabasti. SIkmabas'in sepet hesaplamasi bittiginde kasadaki kiz ucyuz kusur lira gibi bir hesap cikardi. Sonra yasanilanlar dehset vericiydi.

SIkmabas cantasindan cikardigi alisveris ceki destesinden kopararak kasiyre verdi ve tek kurus odemeden alisverisini posetlere tasnif etmeye basladi.

Kasiyere sordum "Bu aldiginiz cekler nedir?"
Kasiyer "Bazi belediylerin ve malum siyasi parti teskilat merkezlerinin dagittigi market alisveris cekleri"

Posetlemeye devam eden sIkmabasa dondum ve kendimi tutamayarak soracak oldum :

"Malum kisi size is verecegine alisveris ceki mi veriyor?"

SIkmabas alay edercesine guldu ve sanki icinden "enayi! sen calis dur, ben yan gelip yatarak yasamimi idame ettirebiliyorum" diyordu. Sirada arkamda biriken kuyruga baktim ve kendimi tutamadan bagirdim:

"SOSYAL DEVLET OLACAGIMIZA FITRE-ZEKAT DAGITAN SERIAT DEVLETI OLDUK!!!!!"

Lanet olsun dedim icimden; yuh dedim, kahresin dedim!

Zira, iki yan kasada baska bir sIkmabas o an ceklerini kasiyere takdim ediyordu.

Yeter artik, yeter!

e.

20080321

Bardagi tasiran damla!

Bir baska aldatilis oykusu ve bir baska aska inancin kaybolus senayosu.

Aktor ve Aktriss ayni; bir kadin ve bir adam.

Aldatmak neydi, ya da aldatilmak?
Gitmek neydi ya da gonderilmek?
Nefesinin sen olgunu bilmek neydi? o zaman simdi yasamiyor muydu?
Yalan ve yalanin icinde yasamak neydi?

Hep ayni silsile-i merasim sekilde gelisen aldat(il)ma oykulerinin kimbilir kacincisini yaziyorum!!

Siz "artik hicbir kadina guven(e)mem, inan(a)mam nidalari okurken arkaniza donup bakmadan bir diger kandirmacaya kosmanin kalkanini takiyorsunuz aslinda. Cok ofkeliyim, cok. Her okudugum, duydugum, sahit oldugum oykude nefretim biraz daha artiyor. Yeter ya, yeter!

Yeter artik beyler, etrafima zarar vermeyin! Hele "ask"i agziniza alip lutfen kirletmeyin, basitlestirmeyin, cirkinlestirmeyin!

20080316

Pazar hissiyati...

Bu sehre ilk geldigimde minicik bir kizdim; yas 6. Kolay mi bumbuyuk bir kenti minicik zeytin gozlerle tahlil etmek?? Iste bu sehre ask, hayranlik, tutku o zaman basladi. Babisimin isaret parmagindan tutarak goturuldugum ilk tiyatro oyunu "Visne Bahceleri*"nden ziyade anlamadigim hicbirsey yoktu bu bumbuyuk dunyanin icinde.

Kaybedil(e)meyen ve benim daha o cocuk yaslarda dikkatimi ceken ilk sey, her yone dogru sureklilik arz ederek hareket eden cisimlerin nasil olup da birbirine degmeden yollarini bulduklariydi.

Sene 1986 - 2008.

Hey gidi gunler hey!

Simdi; doganin tekrar canlanmasiyla, eski bir sahil kasabasinda erik agaclarinin cicekleri esliginde denizi seyreyliyorum. Her santimetrekaresine hayran oldugum sehrimin; tarihi, kulturu, sanati, dogayi, denizi, kita(lar)i...nasil bu kadar icinde tasindirdigini, tasmasina ragmen dokulenin yerine nasil bu kadar cabuk yenisinin yerlesebildigini in(a)namadan sindirilyorum.

Bu kadehten icmenin dingin sarhosluguyla ufka daliyor gozlerim; dun dinledigim muhtesem caz trionun armonisi kulagimda, yarin tekrar kesmekeslige dalacak olmanin garip hissiyatiyla.

Selam ve sevgilerimle.

e.

*A.Cehov

20080315

Brand new thing :)

Yeni adresime hosgeldiniiiiz.

Iyi ki geldiniz :) Bir suredir kapanip acilan, sonra over decleration sayfasi seklinde suren sancilarin ardindan, olacagi buydu!

Selam ve sevgilerimle.

e.

20080313

Gölgelerin Gücü Adına...

Gölgeli bir İstanbul akşamı.
Hava ayaz mı ayazzzz şarkısı mırıldanırken
yağmur çiseleyecek saçlarıma, dışarı çıkmaya göreyim.

İşte o an She - ra, ki Princess of Power da derler, edasıyla terk etmeli iş görülen mahali! Hediye kutularına benzeyen dikdörtgen prizma şekliyle her gördüğümde mutlu olduğum tekerlekliye (dublex) ulaşana kadar direnmeli!

Sabah güneşli havaya aldanıp düdük gibi çıkılan eve mümkünse anahtarla girilmeli ki, hoca hanım yakalamasın..

Macera devam edecek..

Selam ve sevgilerimle...

e.

20080311

Sener Bey'den (Sen) "ask" tanimi:

Asik olursun, kosarsin pesinden.
O kacar, sen kovalarsin.
Tekrar kacar, tekrar kovalarsin.
Kac, kovala oyunu icinde birgun
o senin oluverir! ininininininin.
Sonra;
koyarsin eve, oh beee dersin.
Kurtulursun asktan! :))

Cok guldum. Bir de kendisinden dinlemeniz lazim tabi,
gozunuzde canlandirmaniz cok zor olmasa gerek :))

Selam ve sevgilerimle.

e.